Lisede bir arkadaşımla zamanın varolup olmadığı üzerine tartışmıştık.
Ben varolmadığını, zamanın bir yanılsamadan ibaret olduğunu savunuyordum, o günlerde okuduğum psikoloji üzerine bir kitabından etkilenmiştim. Arkadaşım varolduğunu iddia ediyordu ve bir müddet sonra kutsal kitaplardan örnek verdi. "Asra andolsun." gibi bazı Kuran ayetleri gösterdi. Ben de o anda varolduğunu kabul ettim.
Benim asıl derdim şuydu: Bir gün de geçse, bir yıl da, on yıl veya elli yıl da geçse geçen bu zamanın insan bilincinde bıraktığı his hep aynı oluyordu: sanki bir an veya birkaç gün geçmiş gibi geliyordu. Yani 25 yaşındaki bir gence veya 40 yaşındaki bir kadına veya 90'lık dedeye sorsanız, hepsi sanki zamanın bir anda veya birkaç günde geçmiş gibi "his"sediyorlardı. Birçok yaşlıyla hususi bu konuyu konuşmuştum o zamanlar.
O günden bugüne epey zaman (?) geçse de bu hissin mahiyetini ve buradaki aldatıcılığı hala çözebilmiş değilim.
Ziya Paşa gibi,
"Çözemediler bu lügatın sırrını kimse,
Ne kafile geçti hukemâdan fuzalâdan"
demekten başka çare yok gibi, şimdilik.
Ramazan nasıl birden geçti diye düşününce aklıma bu hatıram geldi.
Felsefe, din, tarih ve siyaset üstüne düşünceler... Musings on philosophy, religion, history, and politics
16 Temmuz 2015 Perşembe
5 Temmuz 2015 Pazar
Türkiye'de Anormallik Üzerine
Türkiye'de neden çok fazla anormal insan var?
İlginç bir soru değil mi? Ama laf olsun diye sormadım, ciddiyim, Türkiye'de çok fazla anormal insan olduğunu düşünüyorum. Peki neden Türkiye'de çok fazla "anormal" insan var?
Aslında cevabı çok basit: çünkü Türkiye'de çok fazla sosyal norm var. Hayatın her alanında o kadar çok norm var ki, bazı insanlar ister istemez bu normlara uyamıyorlar veya uymuyorlar; bu nedenle anormal hale geliyorlar. Aslında başlıktaki sorunun bir anlam ifade etmesi de, bu ethosun içinde mümkün. Mesela "Why are there a lot of anormal people in America?" diye sormuş olsaydım bu soru pek bir anlam ifade etmezdi, çünkü sanırım Amerika'da sosyal norm Türkiye'dekinden çok daha az.
Foucault, yazılarının derlendiği Dits et Ecrits adlı kitap dizilerinden birisinde, Amerika'da, eğer Amerika'ya daha önce gelseydim buradan gitmek istemez, burada yaşamak isterdim, diyor. Sebebini ise Amerika'da yabancı olarak yaşamanın daha kolay, hatta düpedüz "mümkün" olmasına bağlıyor. Amerika'da nerdeyse herkes yabancı, herkes göçmen. Subhanallah dedim. Adama Fransa'nın entellektüel ortamındaki özgürlükler yetmemiş. Bizim cennet vatanımızda yaşasaydı acaba ne derdi diye düşündüm. Tabi Türkiye'de Foucault çapında bir herşeyi-sorgulayıcı'nın çıkması epeyce zor olduğu için benim bu spekülasyonum biraz anlamsız. (Serdar Kaya'yı zikretmezsem haksızlık etmiş olurum. Kemalizmden başlayarak kolektivizme oradan Sünniliğe varıncaya değin epey yapıyı kurcaladı. Ama bu betonarme yapıları sökmek için ne dozerler lazım kimbilir).
Bir de Foucault'nun Abnormal isimli bir College de France dersleri derlemesi var. Henüz okumadım ama biraz inceledim. O da aynı konuyla ilgileniyor gibi.
Bu düşünceler, yoğun Foucault okumaları yaptıktan sonra sıkça aklıma gelmeye başladı. Etrafımda birilerinin birşeyleri sürekli "anormal, garip, tuhaf vs." görüp sırf bu yüzden tasvip etmediklerini farketmeye başladım. Büyük oranda Foucault'nun etkisiyle şahsen bana artık neredeyse hiçbirşey anormal gözükmüyor, beni rahatsız etmiyor. Birisinin konuşma veya gülme şekli (kıro Türkçesi?), yürüyüş tarzı (süklüm püklüm?), giyim zevki vs gibi neredeyse hiçbir şey beni rahatsız etmiyor. Bunu şu nedenle söylüyorum: Maalesef Türkiye'de pek çok insan başkalarında "anormal" buldukları bazı şeylerden rahatsız olup farkında bile olmadan hoşgörüsüzce bir tavır içine giriyorlar. İşin kötüsü, bakışların sosyal normlarca önceden programlanmış olması sonucu, bu olumsuz tavırların kendiliğinden ve farkına varılmadan ortaya çıkıp verilen her küçük hükmü olumsuzca ve haksızca etkilemesi.
Ancak bunlar tamamen kuralsızlığı önerdiğim anlamına gelmiyor. Ben nacizane kendim için İslam'ın gerekliliklerini kural edinmeye ve bunlara elimden geldiğince uymaya çalışıyorum. Bunun dışında sosyal kurallardan İslama aykırı olmayanlara kendime ve kişilik imajıma zarar gelmeyecek kadar uyuyorum ama bunlara hiç uymayanları da neredeyse asla yadırgamıyorum.
Bununla bağlantılı bir husus daha var. (Aklıma geldikçe bu düşünceleri düzensiz bir şekilde yazıya döktüğüm için sanrılar gibi oldu, kusura bakılmasın.) Türkiye'de hayatın her alanında nerdeyse herşeyin bir usûlü var ve bu usullerin çoğu gerçekten nezaket ve zerafet sebebiyle izlenen usuller olmaktan uzak. Böyle gelmiş böyle gidiyor hesabı. Bizde meşhur sözdür; "Usul esastan öncedir." Bu cümle eğer usûlün de belli bir esasın tezahürü olduğunu kasden söylenmiyorsa, dünyada, bence, bundan daha ahmakça çok az söz vardır.
Bir de Foucault'ya sosyalist, anarşist vs. gibi sıfatlar takarlar. Sanırım Foucault herşeyden önce ateşli bir özgürlükçü; tam anlamıyla kâmil bir liberal olmasa da. Tarihin ve toplumun insan üzerindeki baskısını bu derece güçlü bir şekilde hafifleten başka kim var?
Sonsöz yine Foucault'dan olsun: "Benim rolüm, insanlara, kendilerini zannettiklerinden daha özgür olduklarını göstermek."
İlginç bir soru değil mi? Ama laf olsun diye sormadım, ciddiyim, Türkiye'de çok fazla anormal insan olduğunu düşünüyorum. Peki neden Türkiye'de çok fazla "anormal" insan var?
Aslında cevabı çok basit: çünkü Türkiye'de çok fazla sosyal norm var. Hayatın her alanında o kadar çok norm var ki, bazı insanlar ister istemez bu normlara uyamıyorlar veya uymuyorlar; bu nedenle anormal hale geliyorlar. Aslında başlıktaki sorunun bir anlam ifade etmesi de, bu ethosun içinde mümkün. Mesela "Why are there a lot of anormal people in America?" diye sormuş olsaydım bu soru pek bir anlam ifade etmezdi, çünkü sanırım Amerika'da sosyal norm Türkiye'dekinden çok daha az.
Foucault, yazılarının derlendiği Dits et Ecrits adlı kitap dizilerinden birisinde, Amerika'da, eğer Amerika'ya daha önce gelseydim buradan gitmek istemez, burada yaşamak isterdim, diyor. Sebebini ise Amerika'da yabancı olarak yaşamanın daha kolay, hatta düpedüz "mümkün" olmasına bağlıyor. Amerika'da nerdeyse herkes yabancı, herkes göçmen. Subhanallah dedim. Adama Fransa'nın entellektüel ortamındaki özgürlükler yetmemiş. Bizim cennet vatanımızda yaşasaydı acaba ne derdi diye düşündüm. Tabi Türkiye'de Foucault çapında bir herşeyi-sorgulayıcı'nın çıkması epeyce zor olduğu için benim bu spekülasyonum biraz anlamsız. (Serdar Kaya'yı zikretmezsem haksızlık etmiş olurum. Kemalizmden başlayarak kolektivizme oradan Sünniliğe varıncaya değin epey yapıyı kurcaladı. Ama bu betonarme yapıları sökmek için ne dozerler lazım kimbilir).
Bir de Foucault'nun Abnormal isimli bir College de France dersleri derlemesi var. Henüz okumadım ama biraz inceledim. O da aynı konuyla ilgileniyor gibi.
Bu düşünceler, yoğun Foucault okumaları yaptıktan sonra sıkça aklıma gelmeye başladı. Etrafımda birilerinin birşeyleri sürekli "anormal, garip, tuhaf vs." görüp sırf bu yüzden tasvip etmediklerini farketmeye başladım. Büyük oranda Foucault'nun etkisiyle şahsen bana artık neredeyse hiçbirşey anormal gözükmüyor, beni rahatsız etmiyor. Birisinin konuşma veya gülme şekli (kıro Türkçesi?), yürüyüş tarzı (süklüm püklüm?), giyim zevki vs gibi neredeyse hiçbir şey beni rahatsız etmiyor. Bunu şu nedenle söylüyorum: Maalesef Türkiye'de pek çok insan başkalarında "anormal" buldukları bazı şeylerden rahatsız olup farkında bile olmadan hoşgörüsüzce bir tavır içine giriyorlar. İşin kötüsü, bakışların sosyal normlarca önceden programlanmış olması sonucu, bu olumsuz tavırların kendiliğinden ve farkına varılmadan ortaya çıkıp verilen her küçük hükmü olumsuzca ve haksızca etkilemesi.
Ancak bunlar tamamen kuralsızlığı önerdiğim anlamına gelmiyor. Ben nacizane kendim için İslam'ın gerekliliklerini kural edinmeye ve bunlara elimden geldiğince uymaya çalışıyorum. Bunun dışında sosyal kurallardan İslama aykırı olmayanlara kendime ve kişilik imajıma zarar gelmeyecek kadar uyuyorum ama bunlara hiç uymayanları da neredeyse asla yadırgamıyorum.
Bununla bağlantılı bir husus daha var. (Aklıma geldikçe bu düşünceleri düzensiz bir şekilde yazıya döktüğüm için sanrılar gibi oldu, kusura bakılmasın.) Türkiye'de hayatın her alanında nerdeyse herşeyin bir usûlü var ve bu usullerin çoğu gerçekten nezaket ve zerafet sebebiyle izlenen usuller olmaktan uzak. Böyle gelmiş böyle gidiyor hesabı. Bizde meşhur sözdür; "Usul esastan öncedir." Bu cümle eğer usûlün de belli bir esasın tezahürü olduğunu kasden söylenmiyorsa, dünyada, bence, bundan daha ahmakça çok az söz vardır.
Bir de Foucault'ya sosyalist, anarşist vs. gibi sıfatlar takarlar. Sanırım Foucault herşeyden önce ateşli bir özgürlükçü; tam anlamıyla kâmil bir liberal olmasa da. Tarihin ve toplumun insan üzerindeki baskısını bu derece güçlü bir şekilde hafifleten başka kim var?
Sonsöz yine Foucault'dan olsun: "Benim rolüm, insanlara, kendilerini zannettiklerinden daha özgür olduklarını göstermek."
13 Mayıs 2015 Çarşamba
"Ötekileştirme" kelimesinin İngilizcesi neden yok? (Ufak bir zihniyet çözümlemesi)
Evde akşam yemeği yerken aynı zamanda akşam haberlerini seyrediyordum. Ali Bardakoğlu bir yerde konuşma yapmış; konuşmasında "ötekileştirme" kelimesini kullanıyor birkaç kez. Daha önceden, herkes gibi, bu kelimeyi sıklıkla duymuş birisiyim. Ama nedenini bilmediğim bir hisle pek kullanmazdım. (Engellilere su şişesi kapağı karşılığında tekerlekli sandalye vereceklerini söyleyenlerin sokaklara astıkları şişe torbalarına hiçbir kapak atmamamla aynı his.) Önceden düşünmüştüm, bu kelimenin İngilizcesi ne acaba diye. Aklıma tam bir karşılık gelmemişti. Epeyce önemli bir kelime gibi duruyor değil mi? Öyleyse neden İngilizcesi olmasındı ki? Bardakoğlu ötekileştirme deyince birden aklıma geliverdi: Bu kelimenin İngilizcesi yok ve olmamasının sebebi de pek manidar. Şöyle ki:
Öteki olmak aslında kötü birşey değildir. Zaten herkes birbirinin az ya da çok ötekisidir. Yani Türkiye'de Aleviler, Sünniler'in; Kemalistler, dindarların, hatta Konyalılar da İzmirlilerin çoğunun ötekisidir ve bu kötü, olumsuz bir durum da değildir. Dünyanın her tarafında bu böyle zaten. Bir toplumda birileri başkalarının ötekisi olabilir ve olur. Eğer "öteki"nin karşısında "biz" varsa, herkesin "biz"in içinde olması beklenemez.
Ötekileştirme kelimesi aynı zamanda olumsuz bir çağrışıma sahip. Bu çağrışım, kabileci / cemaatçi kültürümüzü ne kadar da iyi yansıtıyor. Herkes bizden olmak zorundaymış gibi, bizden olmama anlamına gelen kelimeden türetilen bir kelimenin olumsuz bir çağrışımla yüklü olması, Türkiyedeki halkların zihniyetine dair önemli bir ipucu.
Evet, şimdi, neden İngilizcesi yok bu kelimenin? Çünkü İngilizcede böyle bir kelimeye ihtiyaç yok. Batı ülkelerinde ve aslında dünyanın hemen her yerinde zaten hemen hemen herkes birbirinin ötekisi olduğu için, ya da herhangi bir "biz"in zaten birçok "öteki"si mevcut olduğu için "ötekileştirme" gibi bir kelimeye ihtiyaç yok. Herkesin insan olduğu yerde bazılarının "insanlaştırıldığını" söyleyip hayıflanırsanız, aslında hiçbir şey söylememiş, boş konuşmuş olursunuz. O zaman neden "öteki"lerin (zaten öteki olanların) ötekileştirildiğini söyleyerek hayıflanıyoruz? (Ali Bardakoğlu öyle yapıyordu. Kelimenin çağrışımı da zaten öyle.)
Mesele birçok "öteki"nin birlikte yaşayabilmesi meselesidir ve bunun teorisi de demokrasidir. bir sürü öteki, birbirlerinin haklarını ihlal etmeden, belirlenen oyunun kuralları içerisinde, her birisi kendisinin efendisi olarak yaşarlar. Batı toplumları bunu çözeli beri epey oldu; bizim de önümüzde bekleyen en önemli sosyal meselelerden birisi bu. Yakın gelecekte çözülecek gibi de gözükmüyor.
Google translate'ten "ötekileştirme" kelimesini çevirttirdiğinizde karşınıza "othering" çıkar. Othering İngilizce'de ötekileştirme kadar çok kullanılmayan, hatta ondan çok çok az kulanılan, Türkçedeki ötekileştirmenin tam karşılığı olmayan bir kelime. Türkçedeki ötekileştirme kelimesi yerine İngilizcede demonisation (şeytanlaştırma) kullanılır. Bu hakikaten kullanışlı bir kelime, çünkü kötücülleştirmeye işaret ediyor.
Kısacası ötekileştirme kelimesini sosyal bilimlerde bu kadar sık kullanmayı bırakmalı, bunun hal-i hazırdaki kastettiği anlamın içinin boş olduğunu farketmeli ve bunu psikologların sınırlı kullanım alanına bırakmalıyız. Şeytanlaştırma kelimesi, ötekileştirmenin yerine geçmelidir.
Öteki olmak aslında kötü birşey değildir. Zaten herkes birbirinin az ya da çok ötekisidir. Yani Türkiye'de Aleviler, Sünniler'in; Kemalistler, dindarların, hatta Konyalılar da İzmirlilerin çoğunun ötekisidir ve bu kötü, olumsuz bir durum da değildir. Dünyanın her tarafında bu böyle zaten. Bir toplumda birileri başkalarının ötekisi olabilir ve olur. Eğer "öteki"nin karşısında "biz" varsa, herkesin "biz"in içinde olması beklenemez.
Ötekileştirme kelimesi aynı zamanda olumsuz bir çağrışıma sahip. Bu çağrışım, kabileci / cemaatçi kültürümüzü ne kadar da iyi yansıtıyor. Herkes bizden olmak zorundaymış gibi, bizden olmama anlamına gelen kelimeden türetilen bir kelimenin olumsuz bir çağrışımla yüklü olması, Türkiyedeki halkların zihniyetine dair önemli bir ipucu.
Evet, şimdi, neden İngilizcesi yok bu kelimenin? Çünkü İngilizcede böyle bir kelimeye ihtiyaç yok. Batı ülkelerinde ve aslında dünyanın hemen her yerinde zaten hemen hemen herkes birbirinin ötekisi olduğu için, ya da herhangi bir "biz"in zaten birçok "öteki"si mevcut olduğu için "ötekileştirme" gibi bir kelimeye ihtiyaç yok. Herkesin insan olduğu yerde bazılarının "insanlaştırıldığını" söyleyip hayıflanırsanız, aslında hiçbir şey söylememiş, boş konuşmuş olursunuz. O zaman neden "öteki"lerin (zaten öteki olanların) ötekileştirildiğini söyleyerek hayıflanıyoruz? (Ali Bardakoğlu öyle yapıyordu. Kelimenin çağrışımı da zaten öyle.)
Mesele birçok "öteki"nin birlikte yaşayabilmesi meselesidir ve bunun teorisi de demokrasidir. bir sürü öteki, birbirlerinin haklarını ihlal etmeden, belirlenen oyunun kuralları içerisinde, her birisi kendisinin efendisi olarak yaşarlar. Batı toplumları bunu çözeli beri epey oldu; bizim de önümüzde bekleyen en önemli sosyal meselelerden birisi bu. Yakın gelecekte çözülecek gibi de gözükmüyor.
Google translate'ten "ötekileştirme" kelimesini çevirttirdiğinizde karşınıza "othering" çıkar. Othering İngilizce'de ötekileştirme kadar çok kullanılmayan, hatta ondan çok çok az kulanılan, Türkçedeki ötekileştirmenin tam karşılığı olmayan bir kelime. Türkçedeki ötekileştirme kelimesi yerine İngilizcede demonisation (şeytanlaştırma) kullanılır. Bu hakikaten kullanışlı bir kelime, çünkü kötücülleştirmeye işaret ediyor.
Kısacası ötekileştirme kelimesini sosyal bilimlerde bu kadar sık kullanmayı bırakmalı, bunun hal-i hazırdaki kastettiği anlamın içinin boş olduğunu farketmeli ve bunu psikologların sınırlı kullanım alanına bırakmalıyız. Şeytanlaştırma kelimesi, ötekileştirmenin yerine geçmelidir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)